Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi (ORDAM) tarafından düzenlenen “Uluslararası Filistin’in Tarihî ve Kültürel Mirası Sempozyumu”, Filistin’in tarihî birikimi ve kültürel mirasının korunmasına yönelik akademik yaklaşımları ele almak üzere geniş katılımla gerçekleştirildi. ORDAM’ın Filistin Devleti Kudüs Yüksek Komitesi ile işbirliği yaparak düzenlediği sempozyuma yerel ve uluslararası kurumlar katkı sundu.
İki gün boyunca on dört oturum halinde icra edilen sempozyumda yerli ve yabancı akademisyenler, uzmanlar ve davetliler bir araya geldi. Sempozyumda, Filistin’in köklü tarihî birikimi, zengin kültürel mirası ve bu mirasın korunmasına yönelik akademik sorumluluklar kapsamlı şekilde ele alındı.
21 Nisan 2026 Salı günü erken saatlerde başlayan sempozyumun açılışında ORDAM müdürü Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, Filistin Devleti Kudüs Yüksek Komitesi başkanı Motasem Taym, Kudüs Üniversitesi rektörü Emad Abu Koshk, FSM Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Şimşek ile Türkiye Büyük Millet Meclisi İdare Amiri ve Filistin Dostluk Grubu Başkanı Hasan Turan sempozyumun önemine dair konuşma yaptı.
Sempozyumun akademik programı, Filistin’in tarihsel, kültürel ve toplumsal mirasını merkeze alan çok boyutlu tebliğlere ev sahipliği yaptı. Açılış oturumunda Prof. Dr. Azmi Özcan, Filistin çalışmalarına yönelik akademik ilginin artırılması gerekliliğine dikkat çekerek, bu alandaki araştırmaların derinleşmesi için daha kapsamlı kütüphaneler kurulması ve öğrencilerin maddi anlamda desteklenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Prof. Dr. Khaled Mustafa Merheb ise "Jerusalem and the Problem of Civilizational Conflict" başlıklı sunumunda, Kudüs’ün tarihsel statüsü ve medeniyetler arası çatışma eksenindeki yerini ele alarak, şehrin kültürel kimliğinin korunmasında Osmanlı döneminin "medeniyetler arası diyalog" modeli için bir referans noktası olduğunu vurguladı.
Eğitim ve mimari mirasın korunmasına odaklanan tebliğlerde, Osmanlı dönemi arşiv belgeleri ve modern teknolojilerin sağladığı imkânlar öne çıktı. Prof. Dr. Walid Subhi Al-Arid, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Filistin’deki eğitim ve kültür politikalarını, Maarif Nezareti ve vilayet salnameleri üzerinden inceleyerek, bölgede eğitim kurumlarının planlı bir şekilde yaygınlaştırıldığını kanıtladı. Doç. Dr. Ömer Dabanlı ise sistematik yıkıma maruz kalan Filistin mimari mirasının, modern teknolojiler ve disiplinler arası çalışmalarla yeniden inşası üzerine geliştirdiği metodolojiyi katılımcılarla paylaştı. Ortaçağ tarihi ve Haçlı dönemine dair tebliğlerde bölgenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı detaylandırıldı. Prof. Dr. Ahmet Özdal, Ortaçağ’da Filistin’in tarımsal zenginliği ve ticari potansiyelini, bölgedekiOrta çaği idari yönetimlerin tarım politikaları ve ihraç ürünleri üzerinden analiz etti. Prof. Dr. Hatem Tahawi, Müslümanların Filistin’deki zaferlerini dönemin Hristiyan ağıtları (elegies) üzerinden değerlendirirken , Dr. Elif Ünal ise Haçlı dönemi Latin kroniklerinin Filistin’i kolektif hafızada nasıl bir "hafıza mekânı" olarak inşa ettiğini kültürel bellek kavramlarıyla açıkladı.
Vakıflar ve Kentsel Hafıza. Sempozyumun öne çıkan başlıklarından biri, Kudüs’te vakıf sisteminin yalnızca bir ekonomik araç değil, aynı zamanda şehrin tarihsel ve kutsal kimliğini koruyan bir mekanizma olduğu gerçeğiydi. Doç. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, 18. yüzyıl Kudüs’ündeki "zürrî" (aile) vakıflarının, ailevi servet aktarımının ötesinde, kentsel mülkiyeti ve kutsal mirası koruyan bir rejim işlevi gördüğünü vurguladı. Bu bağlamda, Şeref Mahallesi örneğini inceleyen Doç. Dr. Alaattin Dolu ve Doç. Dr. Abdullah Çakmak, mülkiyetin aile içinde tutulması stratejisinde kadınların vakıf kurucu olarak aktif roller üstlendiğine ve İslami hukukun mülkiyet haklarını sahada somutlaştırdıklarına dikkat çekti. Ghina Murad ise İslami vakıfların, camilerden hamamlara kadar uzanan bir yelpazede kentsel mirasın sürdürülebilirliğine sağladığı katkıyı, bu kurumların birer "medeniyet aracı" olduğu ifadesiyle özetledi. Benzer bir yaklaşımla Guetouche Wahiba, Ebu Madyan el-Ghawth al-Tilimsani vakfını, kolektif hafızanın sınırları aşan ve Filistin anlatısını güçlendiren bir örnek olarak ele aldı.
Sosyal ve İdari Yapı. Tebliğlerde Osmanlı idari tecrübesi ve toplumsal ilişkiler de geniş yer buldu. Doç. Dr. Mustafa Öksüz, 16. yüzyıl tahrir defterleri ışığında, Filistin'deki Türk varlığının Memlüklerden Osmanlılara geçişte nasıl süreklilik arz ettiğini ve askerî sınıfların bölgeye yerleşerek sosyal yapıya entegre olduğunu ortaya koydu. Mücahit Orkun İkinci ve Esra İkinci ise, 18. yüzyılın sonunda Kudüs sancağında yaşanan sosyal uyuşmazlıklarda merkezi idarenin "Ahkâm Defterleri" aracılığıyla sağladığı müdahale mekanizmalarını inceleyerek, devletin bölgedeki adaleti tesis etme arayışlarını gözler önüne serdi.
Linguistik, İlim ve Edebiyat. Sempozyum, dil ve ilim tarihine dair de önemli bulgular paylaştı. Doç. Dr. Nasser el-Din Abu Khdair, Kudüs’teki meslek ve görev adlarının etimolojik ve etnografik kökenlerini analiz ederek bölgedeki ekonomik hayatın çeşitliliğine işaret etti. Heba KBRITEH, dilin korunmasının kültürel kimliğin bekası için önemine değinerek, Filistinli dilbilimcilerin ve nahiv alimlerinin "dil güvenliğini" sağlama konusundaki stratejik rollerini vurguladı. İlim tarihinde ise Dr. Fatma Çetin, Kudüslü Hanefî âlim İbnü’n-Nakîb’in Endülüs’e kadar uzanan ilmî otoritesini ve tefsir geleneğindeki yerini anlatarak Kudüs’ün İslam dünyasındaki merkezî konumunu hatırlattı. Son olarak Dr. Zehra Gülay Tokmak, İbrahim Nasrallah’ın "Eş-Şurufât" dizi roman projesinin, tarihsel anlatının yanı sıra toplumsal eleştiri ve ahlaki sorgulamalar üzerinden Filistin direnişine nasıl derinlik kazandırdığını analiz etti.
Mekânsal Hafızanın İnşası: Osmanlı Arşivleri ve Dijital Haritalama. Sempozyumun dikkat çeken bir diğer başlığı, "Osmanlı Kudüs’ünü Haritalandırmak (1818-1917)" projesi çerçevesinde dijital beşerî bilimlerin olanaklarını kullanarak yürütülen çalışmalardı. Prof. Dr. Yasemin Avcı’nın öncülüğünde tartışılan bu proje, 19. yüzyıl boyunca Batılı kartografların ideolojik amaçlarla Osmanlı ve Müslüman varlığını yok sayan haritalarına karşı, arşiv belgeleri ve tapu kayıtları aracılığıyla bir "karşı-haritalama" süreci öneriyor. Emre Mutlu’nun 1871-1917 yılları arasındaki tapu kayıtlarına dayalı analizi, Kudüs’ün sur dışına nasıl genişlediğini somut verilerle ortaya koyarken; Dr. Yunus Emre Akyol ve Dr. Mihriban Uçar Gönüllü, şehrin çok dinli ve çok kültürlü yapısını, mahallelerden çarşılara uzanan gündelik hayat pratikleri üzerinden yeniden tanımladı. Bu çalışmalar, Kudüs’ü sadece kutsal mekânların toplamı olarak değil, toplumsal etkileşimin ve ortak yaşamın merkez üssü olarak konumlandırıyor.
Edebi ve Sinematik Hafıza: Bir Direniş Alanı Olarak Kültür. Sempozyumda, edebiyatın ve sinemanın, tarihsel "silinmişliklere" karşı nasıl bir direnç mekanizması kurduğu derinlemesine incelendi. Dr. Tarıg Mohamed Nour Ali, küresel akademik ve politik dilde "Filistin" isminin kasıtlı olarak atlanmasını (omission) tarihsel bir analizle ele alırken; Ahmet Tekin, Reşâd Ebû Şever’in Bal Diyarı adlı eseri üzerinden çocuk edebiyatının "epistemik şiddete" ve "hafızasızlaştırma" politikalarına karşı nasıl bir kale işlevi gördüğünü vurguladı. Benzer şekilde, Radvâ Âşûr’un Tantûralı Kadın romanı, Nevzat Barutçu tarafından bir "işgal tanıklığı" olarak analiz edilirken; Nadezhda Kevorkova’nın belgesel gazeteciliği, Filistinli bireylerin kaderine odaklanan bir anlatı olarak sempozyumun gündemine taşındı. Sinema cephesinde ise Dr. Kübra Tolak, 200 Meters ve No Other Land gibi filmlerin, Filistin hafızasını sadece bir geçmiş anlatısı olmaktan çıkarıp, güncel tanıklıklarla diri tutan kültürel aktarım araçlarına dönüştüğünü ortaya koydu.
Mirasın Korunması: Müzecilikten Geleneksel Tıbba. Sempozyumun son oturumları, kültürel mirasın korunmasının fiziksel, teknik ve biyolojik boyutlarına ışık tuttu. Dr. Esma Kişmiroğlu Akbay, 1922-1927 Mescid-i Aksa restorasyonunu, sadece mimari bir onarım değil, kutsal mekânın tarihsel bütünlüğünü korumaya yönelik "uzmanlık temelli" bir direniş olarak tanımladı. Dr. İbrahim Akkurt ise 1847-1848 yıllarında gerçekleşen "Askalan Sfenksi" keşfini, Osmanlı’nın Batılı kültürel yağmacılığa karşı geliştirdiği "savunmacı müzecilik" anlayışının bir tezahürü olarak ele aldı. Öte yandan Sevgi Tufan, Gazze’de sağlık altyapısının sistematik olarak yok edildiği bir ortamda, geleneksel bitkisel tedavi pratiklerinin (zahter, adaçayı, akub) artık sadece kültürel bir miras değil, hayati bir zorunluluk ve varoluş mücadelesinin parçası olduğunu vurgulayarak, sempozyumun akademik çerçevesini güncel insani trajedilerle birleştirdi.
Osmanlı İdari Dokusu ve Mülkiyet Siyaseti. Oturumların ilk kısmında, Osmanlı’nın Filistin’deki varlığını hukuki ve bürokratik mekanizmalarla nasıl tahkim ettiği üzerinde duruldu. Dr. Ali İhsan Aydın, II. Abdülhamid döneminde Hazine-i Hassa’ya devredilen 251 mülk üzerinden, II. Abdülhamid döneminde Filistin’deki arazilerin illegal göçlerle gelen Yahudilerin eline geçmesinin engellenmeye çalışıldığını ifade etti. Bu mülklerin büyük bir bölümünün ise II. Abdülhamid adına tapulanırken bedellerinin ödendiğine dair kanıtları sundu. Stratejik bölgelerdeki arazilerin istenmeyen şekilde tasarrufunun engellenmesi için merkezi kontrolün nasıl sağlandığını anlattı. Dr. Selçuk Sarı 1879-1909 yılları arasında Gazze kökenli memurların Sicill-i Ahval kayıtlarını inceleyerek bölgenin Osmanlı bürokrasisi içindeki stratejik yerini ve memuriyet sistemindeki entegrasyonunu somutlaştırdı. Merve Savaş ise Osmanlı idari yapısının hukuki kalkanı olan Hariciye Nezareti Hukuk Müşavirliği raporlarına odaklandı. Müşavirlik tarafından hazırlanan istimlak protokolleri ve hukuki tedbirlerin, özellikle bölgeye yönelik göçleri kontrol altına alma ve mülkiyet haklarını koruma noktasında devletin "savunma hattı" görevi gördüğü vurgulandı.
İdari Sınırların Dönüşümü ve Kültürel Mirasın "Yeniden İnşası". İkinci kısımda, 19. yüzyıldan günümüze uzanan siyasi ve kültürel kırılmalar tartışıldı. Dr. Abdalqader Steih, Filistin’in idari sınırlarının 1840-1917 yılları arasındaki gelişimini inceleyerek, Osmanlı’nın iç idari bölünmelerinden İngiliz Mandasının siyasi sınırlarına geçişin, bölgenin kaderini belirleyen "sömürgeci bir hazırlık" süreci olduğunu analiz etti. Oturumun diğer başlıklarını ise "kültürel miras" ve "hafıza" oluşturdu. Tuğba Yıldırım, Gazze örneği üzerinden, kültürel mirasın fiziksel yıkımının ötesinde, kolektif hafızayı yok etmeyi hedefleyen bir "hafıza kırımı" (memoricide) ve "kimlik kırımı" (identicide) süreci olduğunu savundu. Yıldırım, mirası artık var olan nesneler üzerinden değil, "yokluk" ve "hatırlanan boşluklar" üzerinden okumanın zorunlu olduğunu belirtti. Miraç Yıldırım ise bu teorik çerçeveyi uluslararası hukuk ve siyasi bilinç eksenine taşıyarak, kültürel yıkımın sadece bir "mal kaybı" değil, Filistinlilerin politik kimliklerini inşa etme ve direniş gösterme biçimlerini şekillendiren dinamik bir mücadele alanı olduğunu ortaya koydu.
Sempozyum, yalnızca akademik bir bilgi alışverişiyle sınırlı kalmayıp, Filistin’in tarihsel hakikatini uluslararası kamuoyunda "hukuki ve ahlaki bir kanıt" olarak yeniden görünür kılma noktasında stratejik bir işlev üstlendi. Osmanlı arşivlerinin sunduğu derinlikli belgelerden güncel direniş sanatına uzanan geniş yelpazede ele alınan çalışmalar; Filistin meselesinin yalnızca geçmişin bir konusu değil, bugün de devam eden mülkiyet ve varoluş mücadelesinin en canlı öznesi olduğunu bir kez daha kanıtladı. Sempozyumdan çıkan en güçlü mesaj, kültürel mirasın ve kolektif hafızanın, "unutulmaya ve silinmeye" karşı en etkili savunma hattı olduğuydu; bu buluşma, Filistin’in silinmek istenen çehresini tarihsel ve bilimsel kanıtlarla yeniden gün ışığına çıkararak, hak ve adalet arayışında geleceğe güçlü bir belge bıraktı.